Türkiye'de en az güvenilen kurum siyasettir.Nedeni en son örneğinde görüldüğü üzere 13 yıldır CHP'yi yönetip onlarca seçim kaybettiği yetmiyormuş gibi en son anketlerde önde çıkmalarına rağmen Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş aday göstermeyip kendisini aday gösteren Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanlığı seçimini de kaybetmiştir.Buna rağmen CHP'de koltuğu bırakmamış kurultayda gene yenilerek başkanlığı İmamoğlu destekli Özgür Özel'e kaptırmıştır. Hala vazgeçmeyip geri dönmek için ofis tutup çalışmalara girişmiştir. Öyle ki diktatör diye nitelendirdiği Erdoğan'ın Kayyum olarak kendisini CHP'nin başına getirmesi beklentisine girmiştir.Bu nasıl bir hırstır ki bunları yaparken hiç utanma duygusu olmaz mı tıpkı Kılıçdaroğlu ekibinden olan Gürsel Tekin'in beş bin polis eşliğinde kendi partisinin İstanbul İl Başkanlığına kayyum olarak geldiği gibi.
Bundan dolayıdır ki halk siyaset kurumuna pek güven duymuyor kendi oy vermiş olduğu parti dahi olsa da öyle.Ancak birtakım endişe veya menfaat ilişkisinden dolayı gider tekrar destek olabiliyor.
Kılıçdaroğlu'nun bu davranışı hiçbir şekilde haklılık payı verilebilecek bir tarafı yoktur. Uzun bir süre parti başkanlığını yapmışsın yapabileceklerini yapmışsın yapamayacaklarını bu andan sonra nasıl yapmayı düşünüyorsun. O halde bu durum başka soruları beraberinde getiriyor sen halk için değil başka odaklara hizmet için oraya gelmek istiyorsun.Veya iktidar ile danışıklı dövüş mü yapıyorsun ? Nitekim Gazeteci Levent Gültekin'in daha önce bu yöndeki videolu yorumu sosyal medyada önemli oranda paylaşıldı konuşuldu.
Adalet Yürüyüşü, CHP'yi bazı kalıblardan çıkarıp toplumun çeşitli kesimleri ile barışık hale getirmesi gibi faaliyetleri ile iyi şekilde anılarak siyasete veda etmek veya farklı şekilde hizmet etmek varken illede koltuğa oturma derdi ile tüm olumlu imajını yerle bir edip kötü şekilde anılmak ister ki insan.

