Karaman Cemaatlere Ayar mı Verdi?

Medyatik Analiz
By -
0
Ak Parti çevrelerince görüş ve düşünceleri önemsenen  Yenişafak Yazarı  Hayrettin Karaman  “Haddini aşmayan Cemaate kimse dokunamaz” başlıklı yazısı ile cemaat veya tarikatların nasıl olması gerektiği faaliyet  alanlarının sınırını çizdi. Sayın Karaman’a kısmen katılıyorum.
Cemaat veya tarikatların misyonu Diyanetin ulaşamadığı eksik kaldığı yerlerde halka ulaşarak dini tebliğ ve ahlaki kuralları geniş tabana yayarak aynı zamanda müntesiplerinin  sosyallik ihtiyacını karşılamaktır.

Ancak  Hayrettin Karamanın siyaset ve dünya işlerine bulaşmamaları şartı eksik çünkü insan fıtratı gereği siyaset ve dünya ile iştigal halindedir tamamen ruhanileşemez. Cemaat veya tarikatlar siyaseti ve dünyayı temel  gaye edinmeseler dese daha yerinde olurdu.
Karamanın yaptığıSivil toplum kuruluşu/örgütü (STK)  remi kurumlar dışında ve bunlardan bağımsız olarak çalışan, politik, sosyal, kültürel, hukuki ve çevresel amaçları doğrultusunda lobi çalışmaları, ikna ve eylemlerle çalışan, üyelerini ve çalışanlarını gönüllülük usulüyle alan, kâr amacı gütmeyen ve gelirlerini bağışlar ve/veya üyelik ödemeleri ile sağlayan kuruluşlardır” tanımı  bunu gerektirir zaten.

Cemaatler kurdukları resmi Stk’lar aracılığı ile devlet,millet aleyhine  ve toplumda fitne oluşturmayacak şekilde kültürel faaliyet yapmaları doğal hakları. Demokrasinin gereği de müntesiplerine  siyasi görüş önerisi yapabilirler. Siyasi tercihlerinden dolayı kınanamazlar.
Karamanın, dini sosyal grupların  perde arkasından iktidarı yönlendirmeme uyarısına hak verirken, holdingleşmemelerini istemesine anlam veremedim. Zira helal ve meşru yollarla isteyen istediği ticari faaliyeti gerçekleştirip istihdam alanı oluşturması doğaldır.

İşte Karamanın Yazısından Bir Bölüm;

Bir önceki yazımda geleneğimizde, ümmetin birliği ve cami cemaati dışında cemaat adıyla bilinen bir topluluk bulunmadığını, çeşitli İslâmî hizmetler için bir araya gelmiş toplulukların veya oluşturulmuş kurum ve  kuruluşların daha ziyade  tarikat  ve vakıf adıyla kurulduğunu ifade etmiştim.Bugün Türkiye’de resmen tarikat yok, sivil toplum kuruluşları var.Sivil toplum kuruluşları seküler sistemin yapılarıdır, tarikat ve cemaatle alakaları yoktur.Karıştırılmasın diye kısaca tanımını aktarayım:Sivil toplum kuruluşu/örgütü (STK) resmi kurumlar dışında ve bunlardan bağımsız olarak çalışan, politik, sosyal, kültürel, hukuki ve çevresel amaçları doğrultusunda lobi çalışmaları, ikna ve eylemlerle çalışan, üyelerini ve çalışanlarını gönüllülük usulüyle alan, kâr amacı gütmeyen ve gelirlerini bağışlar ve/veya üyelik ödemeleri ile sağlayan kuruluşlardır.
Tasavvufun islâmî bir kurum olduğunu, dinimizi kâmil manada anlama ve yaşama amacıyla üç okuldan da (fıkıh-kelam, tasavvuf, İslam felsefesi) yararlanmak gerektiğini savunageldim. Amaçlarının dışına çıkmamaları, siyasete ve dünya menfaatine bulaşmamaları şartıyla ehlinin yönetiminde tarikatların faydalı olacağı inancımı koruyorum. Tarikatların amacı İslam’ı “irfan, takva, ihsan ve ihlas” boyutlarıyla yaşamak isteyenlere belli usuller  dahilinde eğitim  vermektir.
Bu amacı koruyan; devlete sızmaya, holdingleşmeye, iktidarı perde arkasından yönlendirmeye… kalkışmayan dini topluluklara/yapılara kimse zarar veremez. Mutedil laik ülkelerde bile bunlar varlık ve faaliyetlerini rahatça sürdürebilirler.

Haddi aşanlar, tarikat veya cemaat kisvesi altında siyaset, ticaret ve ihanet yapanlar ise elbette korkmalılar ve hiç şüphe yok ki, devlet bunları engellemelidir.

Yorum Gönder

0Yorumlar

Yorum Gönder (0)